1.
Yürüyor muyduk,
Yoksa bir doğa parçasının
Altını mı çizdiriyorlar bize?
2.
Ellerimizde küçük kağıt kutular
Yüzlerimiz asılsız.
3.
Bir yere geldik ki
Hiçbir sokağın adın yok.
4.
Binlerce çocuk,
Siyah-beyaz bir kuşak,
Ötelerden sessizce.
5.
Cebimde bir paket sigara
Bir tırnak makası
Bir mendil
Ve bir küçük yaratık
Ne olduğunu bilmediğim.
6.
Bir yere geldik ki
Güneş heyy!
Ay, ayy!
7.
Bu toptan içine devrildiğimiz
Bu bir şey, bir değirmi,
Anlatılmaz bu, bu bir gülümseme.
8.
Öteşiirde
Batar çıkar sözcüklerimiz.(Sıcak Nal)
Cemal SÜREYA
http://fasihdaire.blogspot.com/
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ekim 2010 Salı
27 Eylül 2010 Pazartesi
kitap - cemal süreya - sevda sözleri

Üvercinka'dan başlayarak son 40 yılın en etkili şairi olmayı başaran Cemal Süreya'nın denemelerini, günlüğünü, şiir çevirilerini de içerecek Bütün Eserleri'ne onun eksiksiz bir şiir toplamı ile başlıyoruz. Sevda Sözleri, aynı adla çıkan eski baskılarında yer almayan, -dergilerde ve mektuplarda kalmış- 20'nin üstünde şiiri de içermektedir.
1931 yılında Erzincan'da doğan Cemal Süreya, yazdığı şiirlerle İkinci Yeni şiirinin güçlü isimlerinden biri haline gelirken, dönemin edebiyat ortamında oldukça önemli sayılan Papirüs dergisini kesintilerle üç kez çıkarmıştı.
Behçet Necatigil'in Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü'nde "... buluşları ve söyleyiş biçimiyle İkinci Yeni şiirinin karanlığını giderdi; gelenekten yenilik yarattı; zarif, parıltılı şiirler yazdı. Kendi adıyla ya da Osman Mazlum imzasıyla, şiir üzerine yazıları, eleştirileri de aranan yazıları oldu" diye tanımlanan Süreya, yazık ki bir türlü-Türk okuru önüne -hak ettiği halde- derli toplu edisyonlarla çıkamamıştır. Yapı Kredi Yayınları, 1996 içinde düzgün bir Bütün Eserleri toplamına ulaşmayı amaçlamaktadır.
entel kesime, düşünce kalibrasyonu yüksek, bol erotizmli sevmek şiirleri yazmış şair, ne okuduğunuzu kesinlikle 3 okumada falan çözebiliyorsunuz, serbest nazım okumayı kolaylaştırıyor, o kadar rahat ve ölçüsüz yazmış ki siz de bu ölçüsüzlüğün parçası oluveriyorsunuz.
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
7 Eylül 2010 Salı
kitap - yılmaz odabaşı - sakla yamalarını kalbim
ne gül
ne yarın!
gül,
küle karılmış günlerin tortusunda
yarın,
vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda
sakla yamalarını kalbim...
insanlar büyüdükçe günler kısalırlar
günlerimiz gibi aşklarımız da
yittikleri duraklarda kalırlar
sakla yamalarını kalbim...
kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla
yürü, arkana bakma, ama umursa
b a z e n a n ı l a r a e n ç o k y a k ı ş a n e l b i s e
b i r k a ç d a m l a g ö z y a ş ı d ı r u n u t m a...
ne yarın!
gül,
küle karılmış günlerin tortusunda
yarın,
vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda
sakla yamalarını kalbim...
insanlar büyüdükçe günler kısalırlar
günlerimiz gibi aşklarımız da
yittikleri duraklarda kalırlar
sakla yamalarını kalbim...
kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla
yürü, arkana bakma, ama umursa
b a z e n a n ı l a r a e n ç o k y a k ı ş a n e l b i s e
b i r k a ç d a m l a g ö z y a ş ı d ı r u n u t m a...
bu kitapla ve yılmaz odabaşıyla tanışmam ilginç ve tamamen tesadüf oldu, acil bir işi halletmek için koştururken ALKIM kitap evinin önünde buldum kendimi, kapının önüne kitap yığınları yapmışlar, kendi yayınları olan kitaplar 1 lira, şaka gibi. ben işi gücü unutup daldım içeri, bir kucak kitap aldım aceleyle, birisi bu, incecik bir şiir kitabı.
epey arşivde durdu öyle, hiç şiir okuyasım yok, ta ki kitapsız kaldığım bir güne kadar, sıkkındım, umutsuzdum, yaralanmıştım, tam da kitabıdır dedim, okumaya bir başladım....
tam benim kafadan şair, ben nasıl yazmak istiyorsam o öyle yazmış.
şimdi ne zaman fırsat bulsam diğer kitaplardan, bir kaç gün kitap almam bunu yeniden okurum, her okuduğumda isyanıma pasta cila çeker parlatırım.
6 Eylül 2010 Pazartesi
düş ( kendi şiirim )
hiç yapacağım şey değil ama, kendi şiirimi tavsiye ediyorum, üzerine de konuşalım istiyorum .....
.......beynim kafatasıma dar geliyor, peş peşe, acımasızca, beynimi delmek isteyen düşünceler saldırıyor sanki. Dobermanlar gibi çıldırarak ölmekten korkuyorum, tanrım kurtar beni........
zaman mı daraldı yaşamımıza, doğmak üzere olan isyan mı damarlarımda. fırtına kopacak ve ben orada olmayacağım, kendi mahşerine yabancı bir vücuda sarılıp, korkularıma yenik düşeceğim.
tanrım
kalabalık
bıkkın bir günün tam ortasında
göz yaşlarımda kaybolacak gemiler
geçmesinler sularımdan
ağlarım
ağlarım
sıkıntı
ızdırap
delici gözleri insanların
bana bakmayın
anlatamam
susarım
acı
katıksız acı
dayanamam
her başlıyor dediğinizde
kendimde biterim
giderim
tanrım
karanlık
çok karanlık......
okul tuvaletinde içilmiş sigaralar gibi gizliyim, hiç bir cinayetine mazeret aramıyor zaman, çöküyorum, düğümleniyorum yeniden, zahmetine girilmez heyecanlardan azat düşüm, düş görmekten yorgunum. yorgunum anla beni, dönemem
okul tuvaletinde içilmiş sigaralar gibi gizliyim, hiç bir cinayetine mazeret aramıyor zaman, çöküyorum, düğümleniyorum yeniden, zahmetine girilmez heyecanlardan azat düşüm, düş görmekten yorgunum. yorgunum anla beni, dönemem
bu kadar kafanızın karıştığı oldu mu hiç?
1 Eylül 2010 Çarşamba
şiir - defolu çıkan hayat ve iyi yürekli çocuklar -yılmaz odabaşı
uzun boylu ağrılara atıldım
sokaklarda
hırçın rüzgârlara katıldım
iyi yürekli çocuklar sessizce
büyümekte
“dünyanın şavkı kendine,
efkârı bize mi?” demekte;
kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte
kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
düşmekteydiler
uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...
iyi yürekli çocuklar
günlerin rahmine yaslarken düşlerini
bazen apansız ölmekte
ölmekteydiler...
ama şalvarları gül desenli döne’ler
yeniden dillenip döllenmekte
doğrulup yeniden dillenmekte
ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden
rüzgârlar esmekteydiler...
(gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “püsküvit”(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler... hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)
sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler
ve her aşkın künyesine bir gün
dökülen küller...
sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs.
taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da
bu ay da sürüm sürüm
turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda
defolu çıkmış hayat
kimin umurunda!
II
kimin umurunda
yeni donlar giyen eski kadınlar
ve bilumum “öteki”ler
dolup boşalan kültablaları
bozuk sifonlar
şerefsiz adisyonlar
ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar
kimin umurunda
buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...
/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../
III
“-vay anasını bu maçı da alamadık abiler
ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!”
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
en pahalı düşleri dolara endeksleyip
en ucuz pazarlara sürmekteydiler
sonrası aşkın
ve şarabın şanına düşen gölgeler...
gölgeler
kimin umurunda?
yoruldu yorgunluk da
aşk bir yana, düş bir yana!
paranın sultası düştükçe
düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya
her şey hızla ayrışmakta
üstelik gün ortası, ışıkta!
her şey pazar
ve karmaşa...
/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../
IV
iyi yürekli çocuklar sessizce
o aşınmış saçaklarda, yollarda
ısrarla yanlış atlara binip
ısrarla düşmekteydiler...
-yok yoluna geçti geçen günler
..k yoluna kaldı kalan günler geride
bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
camları buğulu bir genelev odasında
vizite fiyatına...
solarken
gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...
V
sürerdi
yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat
“bu maçı da alamazken abiler”
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
büyüdükçe kirlenmekte
kirlendikçe ölmekte
öldükçe bilmekte
bildikçe acımakta
acıdıkça görmekteydiler
ki her fırtınadan ve anıdan geride
herkes figüran
yaşamın sahnesinde...
sahnesinde
yaşamın
kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler
minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu
sahnesinde
aşklarla rus ruleti
ve tel kaçıran çorapların kederi...
sahnesinde
brüt bir yaşam
net bir ölüm
(bırak rezil gündüzleri
geceye yaslan gülüm!)
VI
iyi yürekli çocuklar o mahallelerden
düzineler halinde geçmekteydiler...
uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler
-işte bu vuruşlar sürdükçe
maç mı alınır ulan sayın abiler
ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!
aşkta
düşte
işte
birer
birer
inerken
beyaz
bayrakları
/bizim çocuklar,
bütün maçlarda yenildiler.../
bunun üzerine bir şey söyleyemedim kusura bakmayın, alıntı yapmaktan nefret ediyorum ama farz edin şiiri ben yazdım...
sokaklarda
hırçın rüzgârlara katıldım
iyi yürekli çocuklar sessizce
büyümekte
“dünyanın şavkı kendine,
efkârı bize mi?” demekte;
kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte
kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
düşmekteydiler
uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...
iyi yürekli çocuklar
günlerin rahmine yaslarken düşlerini
bazen apansız ölmekte
ölmekteydiler...
ama şalvarları gül desenli döne’ler
yeniden dillenip döllenmekte
doğrulup yeniden dillenmekte
ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden
rüzgârlar esmekteydiler...
(gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “püsküvit”(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler... hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)
sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler
ve her aşkın künyesine bir gün
dökülen küller...
sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs.
taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da
bu ay da sürüm sürüm
turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda
defolu çıkmış hayat
kimin umurunda!
II
kimin umurunda
yeni donlar giyen eski kadınlar
ve bilumum “öteki”ler
dolup boşalan kültablaları
bozuk sifonlar
şerefsiz adisyonlar
ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar
kimin umurunda
buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...
/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../
III
“-vay anasını bu maçı da alamadık abiler
ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!”
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
en pahalı düşleri dolara endeksleyip
en ucuz pazarlara sürmekteydiler
sonrası aşkın
ve şarabın şanına düşen gölgeler...
gölgeler
kimin umurunda?
yoruldu yorgunluk da
aşk bir yana, düş bir yana!
paranın sultası düştükçe
düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya
her şey hızla ayrışmakta
üstelik gün ortası, ışıkta!
her şey pazar
ve karmaşa...
/sürerken ıssızlığın ödül töreni
sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../
IV
iyi yürekli çocuklar sessizce
o aşınmış saçaklarda, yollarda
ısrarla yanlış atlara binip
ısrarla düşmekteydiler...
-yok yoluna geçti geçen günler
..k yoluna kaldı kalan günler geride
bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
camları buğulu bir genelev odasında
vizite fiyatına...
solarken
gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...
V
sürerdi
yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat
“bu maçı da alamazken abiler”
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
büyüdükçe kirlenmekte
kirlendikçe ölmekte
öldükçe bilmekte
bildikçe acımakta
acıdıkça görmekteydiler
ki her fırtınadan ve anıdan geride
herkes figüran
yaşamın sahnesinde...
sahnesinde
yaşamın
kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler
minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu
sahnesinde
aşklarla rus ruleti
ve tel kaçıran çorapların kederi...
sahnesinde
brüt bir yaşam
net bir ölüm
(bırak rezil gündüzleri
geceye yaslan gülüm!)
VI
iyi yürekli çocuklar o mahallelerden
düzineler halinde geçmekteydiler...
uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler
-işte bu vuruşlar sürdükçe
maç mı alınır ulan sayın abiler
ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!
aşkta
düşte
işte
birer
birer
inerken
beyaz
bayrakları
/bizim çocuklar,
bütün maçlarda yenildiler.../
bunun üzerine bir şey söyleyemedim kusura bakmayın, alıntı yapmaktan nefret ediyorum ama farz edin şiiri ben yazdım...
19 Haziran 2010 Cumartesi
ÜSTÜ KALSIN
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...
Üstü kalsın...
CEMAL SÜREYYA
bunlar bir insanın dilinden nasıl dökülür, nasıl bir insan bu kadar rahat karşılayabilir ölümü? sanırım nefes aldığı sürece istediklerini yapabilmiş, içi rahat, gönlü rahat bir insanın rahatlığıdır bu. '' ideallerini gerçekleştiremiyorsan gerçeklerini idealleştir '' A. şerif İZGÖREN' in bir kitabında okumuştum bu cümleyi. mutlu olmakla alakalı güzel öğretilerdi okuduklarım. Cemal Süreyya'nın dizelerinden de en azından gerçeklerini idealleştirmiş bir adamın huzurlu bekleyişi var.
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...
Üstü kalsın...
CEMAL SÜREYYA
bunlar bir insanın dilinden nasıl dökülür, nasıl bir insan bu kadar rahat karşılayabilir ölümü? sanırım nefes aldığı sürece istediklerini yapabilmiş, içi rahat, gönlü rahat bir insanın rahatlığıdır bu. '' ideallerini gerçekleştiremiyorsan gerçeklerini idealleştir '' A. şerif İZGÖREN' in bir kitabında okumuştum bu cümleyi. mutlu olmakla alakalı güzel öğretilerdi okuduklarım. Cemal Süreyya'nın dizelerinden de en azından gerçeklerini idealleştirmiş bir adamın huzurlu bekleyişi var.
çevrenize dikkatlice bir bakın,
18 Haziran 2010 Cuma
YANLIŞ ARKADAŞ
Bir Perşembe akşamıydı
Ya da pazartesi
Ne fark eder akşamdı işte
Küf kokusu abanmış kirli bir akşam
Aklımda şahane bir küfür
Bir de sen
Öpsem çocuktun
Kaçsam korkak
Ne fark eder
Aklımdaydın işte
Seni düşündüm
Paltom ıslak, ellerime değen bozuk para
Kirpiklerimden süzülen üç beş damla
Romantik bi durum anlayacağın
Niye sen
Düşündüm işte
Küf kokusu abanmış kirli bir akşam
Aklımda sen
Ya da pazartesi
Ne fark eder akşamdı işte
Küf kokusu abanmış kirli bir akşam
Aklımda şahane bir küfür
Bir de sen
Öpsem çocuktun
Kaçsam korkak
Ne fark eder
Aklımdaydın işte
Seni düşündüm
Paltom ıslak, ellerime değen bozuk para
Kirpiklerimden süzülen üç beş damla
Romantik bi durum anlayacağın
Niye sen
Düşündüm işte
Küf kokusu abanmış kirli bir akşam
Aklımda sen
35 LİK ÇOCUK
Otuz Beş yaşında bir çocuğum
Kim okşasa saçımı
Tutar elinden giderim
Nereye diye sormam
Kim öpse beni
Ben de onu öperim
Neresinden bakmam
Kim yaksa canımı
Ağlarım
Şaka mı gerçek mi
Anlamam
demişim bir zamanlar, yaklaşık 5 sene önce yol yarı olduğunda. düşünüyorum da sanırım anlatmaya çalıştığım çocuksu ve saf tarafımı bir türlü kaybedemeyişim, bundan duyduğum rahatsızlık hissiymiş. sahi bundan rahatsız mı olmalı sevinmeli mi? bana kalsa çocuksu tarafımı koruyabilmek üstünlük bile sayılabilir ama bırakmıyorlar ki tadını yaşasam. illa büyük, ciddi gri
4 Haziran 2010 Cuma
NAZIM HİKMET' İ ANIYORUZ
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
30 Mayıs 2010 Pazar
NOTALARI KURŞUNLANMIŞ BİR ŞARKIDIR YALNIZLIK
“Le Bruyere, bir yerlerde, ‘yalnız olmamak gibi büyük bir mutsuzluk!’ der. Kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki.Bir başka bilge, yanılmıyorsam Pascal da,‘neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilmememizden geliyor başımıza’ der; böylece, içekapanış hücresinde, mutluluğu devinmede, bir de yüzyılımızın deyimiyle kardeşcil diye adlandırılabileceğimiz bir fuhuşta arayanları getirir usumuza.” - Baudelaire
Yalnızlığın Atlası
I
Hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de...Siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır...
Yalnızlığın tablosunu çizer ufukta biri, atlasını yalnızlığın uzak sularda bir gemici; birileri sınırlar koyar, haritalar basar biri… Oysa harita basan bütün matbaalar suçlu, bütün silgiler yalancıdır.Haritalar yalnızlıktır...
Kaç bin ışık yıl uzağız belki de en uygar gezegeneAy tutulursa ay orda bir yalnızlıktır.
Yalnızlıktır emzirdiğimiz göz göre göre...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






