kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2012 Salı

bir kaç film bir kitap

uzun zaman sonra tam istediğim gibi bir hafta sonu geçirdim, yok öyle çılgın partiler falan değil, evden dışarı adımımı atmadım. bol film izledim, bol bol okudum, tv den uzak durdum ve internetim kesikti. camdan dışarı her baktığımda lapa lapa yağan karı gördüm. güzeldi valla.

filmler :

1- süper 8 - daha izleyememiştim ve merak ediyordum. güzel bir bilim kurgu filmi olmuş, biraz gurbet hasret adama neler yaptırır mesajı falan var, izlemeye değer. ufak bi eleştiri, sonuna az daha zaman harcansaymış fena olmazmış hani










2- kaçış planı - russell crowe severim ben, bunu da izleyememiştim. çok beğendim, çok büyük heyecan yaşayarak, sıra dışı bir maceranın içinde buldum kendimi. izlemek lazım derim.










3- patrondan kurtulma sanatı - pazartesiş pazartesi halen gülüp duruyorsam, az da olsa bi enerjim varsa birazını bu filme borçluyum. çocuklarınızla seyredemezsiniz ama izlerseniz çok gülersiniz. adamlar manyak aaabi dedirtecek cinsten.










kitap :

psikopat - keith ablow ; malum ben seri cinayet seviyorum, bir de kendim yazacağımdan ötürü ( bu nasıl kelime baba yaaa) tamamen bu tarz kitaplara takmış durumdayım. söylemem gerekir ki bu kitap diğerlerinden içerik olarak biraz farlı, çok fazla teknik terim ve sayfa altı açıklamalarıyla psikoloji meraklılarına iyi gelebilir. hayatımın kitabı değil tabi ki ama güzel.













işte böyle bir hafta sonundan sonra geldim koltuğumda oturuyorum, siz beni beğenin diye blog yazıyorum, O'nu özlüyorum ve hiiiç çalışasım yok. nasıl olacaksa, dur bakalım, belki çalışma ilhamı perisi de vardır ha?

23 Ocak 2012 Pazartesi

toptan tavsiye

uzun zaman sonra tam istediğim gibi bir hafta sonu geçirdim, yok öyle çılgın partiler falan değil, evden dışarı adımımı atmadım. bol film izledim, bol bol okudum, tv den uzak durdum ve internetim kesikti. camdan dışarı her baktığımda lapa lapa yağan karı gördüm. güzeldi valla.

filmler :

1- süper 8 - daha izleyememiştim ve merak ediyordum. güzel bir bilim kurgu filmi olmuş, biraz gurbet hasret adama neler yaptırır mesajı falan var, izlemeye değer. ufak bi eleştiri, sonuna az daha zaman harcansaymış fena olmazmış hani










2- kaçış planı - russell crowe severim ben, bunu da izleyememiştim. çok beğendim, çok büyük heyecan yaşayarak, sıra dışı bir maceranın içinde buldum kendimi. izlemek lazım derim.










3- patrondan kurtulma sanatı - pazartesiş pazartesi halen gülüp duruyorsam, az da olsa bi enerjim varsa birazını bu filme borçluyum. çocuklarınızla seyredemezsiniz ama izlerseniz çok gülersiniz. adamlar manyak aaabi dedirtecek cinsten.










kitap :

psikopat - keith ablow ; malum ben seri cinayet seviyorum, bir de kendim yazacağımdan ötürü ( bu nasıl kelime baba yaaa) tamamen bu tarz kitaplara takmış durumdayım. söylemem gerekir ki bu kitap diğerlerinden içerik olarak biraz farlı, çok fazla teknik terim ve sayfa altı açıklamalarıyla psikoloji meraklılarına iyi gelebilir. hayatımın kitabı değil tabi ki ama güzel.













işte böyle bir hafta sonundan sonra geldim koltuğumda oturuyorum, siz beni beğenin diye blog yazıyorum, O'nu özlüyorum ve hiiiç çalışasım yok. nasıl olacaksa, dur bakalım, belki çalışma ilhamı perisi de vardır ha?

22 Aralık 2011 Perşembe

kitap - inci aral - şarkını söylediğin zaman


bu aralar bunu okuyorum, dost tavsiyesiyle aldım. dün gece başladım ve çok beğendim. dönem romanı, konusu tabi ki aşk. tam benim tarzım. Vedat Türkali nin bir gün tek başınası ve Zülfü Livaneli nin serenadı tadı ve tarzında bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

hani dizisi olsa hepiniz yayınlandığı günü iple çekersiniz, bence dizisi kitabının tadını vermez ama. müthiş anlatım, içinizi titretecek bir hikaye. şiddetle tavsiye olunur.

12 Ekim 2011 Çarşamba

kitap - sivrisinek sahili - paul theroux

tamam hayatımın kitabı değildi, üstelik zaman zaman sıkıcıydı. Ama adrenalinimi yükselten bir felsefesi vardı işte, şu lanet dünyaya bir iki küfürde ben ettim, kendi sivrisinek sahilimi hayal ettim.

yeniden dünyaya gelme şansım olsa, dinlerin icat edilmediği bir tarihte dünyaya gelmek isterdim, henüz, misyonerlerin elimize süslü kitaplar verip topraklarımızı almadığı bir devirde, hür ve gayesi sadece yaşamak olan bir adam olmak isterdim.

bizim bir yerlerde atladığımız bir şeyler var ama ne? bir şeyi gözden kaçırıyor olmasak hayatlarımız bu kadar zor olmazdı. bir sürü kuru felsefe işte, neyse daraltmayayım sizi. ben düşünmekten bitap düştüm, bulamadım. bir şey eksik ama ne


bir daha böyle kitaplar okumayayım bari, aynı psikolojiye "bütünün bir parçası" nda da girmiştim, polisiye oku gitsin değil mi? a be salak, Bilinç, korkunç bir lanettir. Düsünürsün, hissedersin, acı çekersin... ne gereği var şimdi ki.

aslında niyetim başka bir yazı yazmaktı ya, kafa öyle karışık ki, 

bu arada sadece kafan karışık, yoksa işlerim çok çok yolunda, her şey güzel, borçlu olmamak hissini yıllar sonra ilk defa yaşıyorum, ya da yaşayacağım, içimdeki "eyvah" hissini unutmak zaman alacak biraz, ne zaman şöyle bir iki saniye dalsam, sanki bir alacaklım kapıya gelecekmiş, ya da arayacakmış gibi irkiliyorum halen, ama öyle birisi kalmadı şükür.

söz yarın değişik bir konuda daha olumlu yazacağım, şimdilik hoş kalın, hoşçakalın..

15 Eylül 2011 Perşembe

kitap - suç


Kitabın Yazarı :  Ferdinand von Schirach

Kitabın Çevirmeni :  Itır Arda

Kitabın Yayınevi :  NTV Yayınları

Basım Tarihi :   
Nisan 2011 

Gösterim :   964

Ekleyen :   Tutku Dalmaz

benim gibi siz de suçluların dünyasını merak ediyorsanız bu kitap ilginç gelecek size de. bir savunma avukatının gözlemleri ve anıları, güzel bir anlatımla sunulmuş, dün başladım ve yarısına geldim.


14 Eylül 2011 Çarşamba

kitap - iskender - elif şafak


bazı internet sitelerinde ve kitap eleştirmenleri tarafından taklit olarak nitelendirilip eleştirilse de ben çok beğendim. Elif Şafak'la ilgili katılacağım tek eleştiri her yaza bir kitap için köşe yazılarını falan kullanması ve ticari işler yapması. ama iskender o guruba dahil değil. 

kahramanların hayatlarına girdiğinizi hissediyorsunuz, ortak acılar çekiyorsunuz, sonunu merak ediyorsunuz. sıkılmadan 4 günde okudum ve etkilendim. bence zaman ayırmaya değer bir kitap

15 Temmuz 2011 Cuma

kitap - erebos


aramızdaki aşk görür görmez başladı, dost kitap evinde gördüm ilk ve şimdi hayatımın bir parçası gibi. size akıl dışı bir macera vaad eden kitap sözünde duruyor, bir bilgisayar oyunu ve bazen için de bazen dışında geçen müthiş bir serüven. yaz kitabı olarak şiddetle tavsiye olunur. 

Bu bir oyun,
Seni izliyor,
Seninle konuşuyor,
Ödüller dağıtıyor,
Seni test ediyor,
Tehditler savuruyor,
Onun tek bir amacı var:
Seninle oyun oynamak istiyor.

Oyuncularıyla oynayan bir oyun!

Bu oyunu oynayacak kadar cesur musunuz?

Aklınızı sürekli meşgul edecek, etkisinden günlerce kurtulamayacağınız ve size baştan sona tırnaklarınızı yedirtecek kadar sıradışı, gizemli, heyecan ve gerilim yüklü bir roman arıyorsanız Erebos tam size göre...

18 Haziran 2011 Cumartesi

kitap - bozkırın sırrı - ahmet turgut


kitap kitap diye öldüğüm günlerde ilginç bir şey oldu, kayınoğlan evi boşaltmış otele yerleşmiş, evdeki özel eşyalarını da saklayayım diye bana yollamış, ilk koliyi açtığımda bu kitabı gördüm ve "allahım bu bir işaret mi? " diye  sevinip gözlerimden iki damla yaş döktüm. 

aslında bu tarz kitaplar hiç tarzım değildir, siyasi ya da tarihsel entrika kitaplarından hiç hazzetmem. bu kitabı da kurtlar vadisinde polat beyin elinde reklam edilirken gördüğümden o tarz kitaplardan olduğuna eminim. ama o kadar çaresiz durumdayım ki, ne aklımda başka bir kitap var ne de kitap alacak param. mecburiyetten okumaya başladım.

kitabın ne siyasetle ne entrikayla alaksı yokmuş meğer, türklük almadan önceki atalarımızın zamanında geçen masalsı bir hikaye, özellikle türk olmakla övünen arkadaşlarımın şiddetle okuması gerekir, dilimizin temelleri, dinimizin temelleri, adetlerimiz vs.  ile ilgili şaşırtıcı bilgiler öğrendim. mesela gerdek olayın kendisi değil olayın geçtiği kız babasının dekore ettiği çadırın adıymış.

hikayede çok akıcı, iyi anlatılmış aşktan savaşa sürükleyici bir hikaye.

okuyorum ve memnunum, tavsiye eder miyim? evet ederim.



28 Mayıs 2011 Cumartesi

kitap - zülfü livaneli - serenad


daha önce zülfü livaneli filmi seyretmiş ve çok sıkılmıştım, bunun sebebi filmleri akmaması, sürükleyici olmaması, çok duygusal yapısının insanı boğmasıydı.
bu sebepten ön yargıyla kitaplarından hiç birini okumadım, ama müziğini çok severim
kitapçıdan kitap almadan çıkarken arkamdan seslendi
"hocam size bir kitap tavsiye etmek istiyorum " dedi ve serenadı elime tutuşturdu
iyiki de almışım 
akıcı bir anlatım, merak uyandıran etkileyici bir konu, arı bir dil
son zamnalrda okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu

25 Mayıs 2011 Çarşamba

kitap - kürkmantolu madonna


bir solukta büyük heyecanla okuduğum, naif bir aşk hikayesi
insanın duygudan duyguya sürüklendiği bir serüven

Türk yazarlar her zaman daha cazip geliyor bana, Sabahattin Ali'yi Volkan Konak'ın şarkılaştırdığı "göklerde kartal gibiydim" şarkısından biliyoruz, ilgilenenler hayatını araştırıp okumalı bence.

işte hayatından kısa bir kesit

............"Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".".........

2 Mayıs 2011 Pazartesi

kitap - aklından bir sayı tut


SENİ O KADAR İYİ TANIYORUM Kİ NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ BİLİYORUM
Bir adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır.
Mektupta şöyle yazmaktadır: Aklından herhangi bir sayı tut 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı. Adam öylesine 658 sayısını tutar.
Not şöyle devam etmektedir: Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin küçük zarfı aç.
Aldıklarını geri vereceksin
Vermiş olduklarını aldığın zaman.
Biliyorum ne düşündüğünü,
Ne zaman uyuduğunu,
Nereye gittiğini,
Nereye gideceğini.
Seninle bir randevumuz var,
Bay 658.
Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle hissedeceğiniz bir kitap
Aklından Bir Sayı Tut kolay kolay unutmayacağınız bir roman.

uzun zaman sonra ilk defa bir polisiye roman beni sürükledi, sonunu okumamak için zor tuttum kendimi, zekice kurgulanmış, sonunu tahmin edemediğim olağan üstü bir polisiye buldum nihayet.

bu tür kitaplardan hoşlananlara şiddetle tavsiye olunur

6 Aralık 2010 Pazartesi

bir film ve bir kitap

film : av mevsimi

tam 4 ay öncesinden başlayarak reklam, fragman, haber vs. vs. beynimize kazındı av mevsimi, son asrın en iyi türk filmini seyredeceğimi düşünerek sabırsızlıkla bekledim. 

ve evet işte "sinemalarda"ydı, aileden tam 8 kişi gittik, biletler alınırken kıllandım aslında, fazla bir kalabalık yoktu,  bunu yaşadığım şehrin kültürel yapısına bağladım ve yerlerimizi aldık.
film başladı, etkileyici bir sinema başlangıcı, yavuz turgul fotoğraf fotoğraf işlemiş, harika bir görsellik, oooh güzel, şimdi filme doyacağız diyoruz içimizden. konu ilerliyor, özellikle cem yılmaz dötürmüş, şener şene diyecek yok 
konu ilerlemeye başladı, ilk 20 dakika falan güzel, tamam, şimdi şimdi şimdi. şimdi ama ne konu ilerliyor ne heyecan kasırgası var. bu kadroyla yapılabilecek en kötü şeyi yapmışlar, kötü senaryo, daha ilk çeyrekte herkes anladı katili de sebebini de. yazık oldu bize de tabi, düşünsene katili bile bile 1 saat heyecansız bir filmi sinemada seyrettik. 

kısacası zaman kaybı ve para israfı bir film, cem yılmaz harici ki o muhteşem bir oyunculukla sağlam bir karakter yaratmış, yediğiniz pop corn a yazık olur. bunca yıl sonra şener şen eminim ne yaptım ben demiştir, o na üzüldüm. 

kitap : istanbul hatırası - ahmet ümit

av mevsiminden ne kadar ümitliydiysem bu kitaptan da o kadar ümitsizdim ama okudukça sardı, özellikle istanbul hakkında ki eşsiz tarihi bilgiler çok ince işlenmiş ve doyurucu.

ben biz türklerin cinayet romanı yazamayacaklarını sanırdım, bu kitabı okurken de teşhisi koymuştum, memlekette seri cinayet işleyecek zeka ve kültürde insan mı var ki romanı yazılsın. olsa olsa töre cinayeti işlenir onun kitabı yazılır.

işte tam da bu noktada ahmet ümit başarmış, av mevsimi yapımcısı ve senaristi başaramamış. ahmet ümit gayet zekice kurgulamış ve yazmış, av mevsimi ekibi resmen çuvallamış.

keşke av mevsimi yerine istanbul hatırasının filmi yapılsaydı, melekler ve şeytanlar tadında okudum, o tatta da seyrederdik. aynı başarısızlığı ejder kapanında da görmüştüm, zannederim bir daha türk polisiye cinayet filmi seyretmem.

25 Kasım 2010 Perşembe

kitap - ahmet ümit - istanbul hatırası

İstanbul hatırası bana ısrarla dan brown kitaplarını hatırlattı, özellikle de melekler ve şeytanları. tarihi bir mekan, bu mekanlarda bulunan cesetler, meçhul bir seri katil, bu kitabın avantajı Türk yazar tarafından İstanbulun tarihini gizemli bir cinayetle beraber anlatması. karakterleri türk bir kitap okumayalu çok olmuş demekki, çok hoşuma gitti. üstelik biz de polisiye çok yazılan bir türde değil. 

gerçi okumayı sevenler çoktan okumuşlardır ama halen okumayanlar için şiddetle tavsiye ederim.

11 Kasım 2010 Perşembe

anti tavsiye - kitap - öteki


Yazarı: Ece Vahapoğlu
Yayınevi: Doğan Kitap

Gazeteci Ece Vahapoğlu'nun Öteki kitabı aşk, ihanet, önyargılar, din, cinsellik, tabular ve bastırılmış duygular üzerine sarsıcı bir roman… Aşk evliliği sürdüren, parlak bir kariyere sahip güzel sunucu Esin ile babasının şirketinde çalışan, İslami değerlere bağlı tesettürlü Kübra, önce karşılıklı olarak ötekini, sonra da kendi benliklerini keşfediyorlar. Aralarındaki ilişki, hiç tahmin edilemeyen yerlere doğru sürüklüyor onları… Öteki, Esin ve Kübra'nın sıra dışı dostlukları üzerinden, Türkiye'deki modern ve muhafazakâr bölünmüşlüğün kıvrımlarında dolaşıyor.

külliyen yalan, hayatımda okuduğum en berbat kitaptı


ne hikaye hikaye, ne dili dil, ne anlatım anlatım, bir sürü kelime yanlış kullanılmış, roman desen değil, deneme desen değil
tek kelimeyle berbat
not : kitaptan erotik beklenti içine girenleri de memnun edecek bi kitap değil

17 Ekim 2010 Pazar

kitap

sabah gazetesinde bu yılın okunması gereken 20 kitabı diye bir şey gördüm, size de bakmanızı tavsiye ediyorum


bunu referans alacak olursak ben 3 ünü okumuşum, iyi mi sayılır?

bence hangi kitabın kim için güzel geleceği kişiye bağlı ama yine de kitap seçmenizde belki yardımı olur.

15 Ekim 2010 Cuma

kitap - nietzsche ağladığında ( film dahil )


bu sıralar felsefeye çok merakım var, daha doğrusu hep vardı da şimdi arttı
bunda orta yaş bunalımımın etkisi vardır muhakkak
insan 40 ını gelince şöyle bir titreyip kendine geliyor, bi bakıyor şöyle nooluyo diye
kitapçıma uğradım salı günü, şu vampir saçmalıkları, açlık oyunları türü fantastik kitaplar, polisiyeler arasında 
bu kitap ilgimi çekti "nietzsche ağladığında", isteksiz isteksiz aldım elime kitabı,
arka kapak yazısına ben itimat etmem ama bakarım her kitap satın alışımda
bunda kapak yazısı şöyle

Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere...
Edebiyatla da düşünülebildiğini gösteren müthiş bir örnek...


SAHNE

Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana'sı. Entellektüel ortamlar. Hava soğuk.
AKTÖRLER
Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrıyı öldürmüş. "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır," diyor. Daha sonra "kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?" diyecek. Ümitsiz.Breur: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizliklerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca "ama" pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer'in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.
Salome: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazan aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.
KONU: Ümitsizlik.
Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salome, nietzsche'den habersiz Breuer'e gelir. "Avrupa'nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin," der. Breuer Salome'yi tekrar görebilmek umuduyla "peki" der.
Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar...


şimdi, kapak yazısına bakınca iki ihtimal var
1- 20 sayfa sonra kaldırır atarım
2- hayatımın kitabı olur

elimde tuttuğumun normal bir kitap olmadığı biliyordum, belki pahalı olsa almazdım da, ama imitasyon veya 2. el olduğu için ( bence 2. el) 5 tl fiyat denemeye değer dedirtti.
40. sayfadayım, atmadım öyle direkte içine çekmedi ama nietzsche ile müşerref olmadık daha
ilginç olan buraya koymak için resim ararken kitabın filminin yapılmış olduğunu görmem oldu, ben de ilk 15 sayfada "bunun filmini yapmalılar " demiştim. kitap sahne sahne yazılmış sanki.
ben yine de filmi seyretmeden kitabı bitireceğim önce, yok ben sıkılırım okumam diyenlere filmi koydum buraya





tercih sizin, 



24 Eylül 2010 Cuma

kitap - aziz nesin - nah kalkınırız

Nah Kalkınırız                  
























uzun zamandır kitap tavsiye etmiyorsam sebebi var, filmi bir- iki saatte seyrediyorsun bitiyor, kitap öyle mi ya, oku oku oku 1 ay süren kitap var, oku bakalım bütünün bir parçası - steven toltz kaç günde okuyacaksın. elimde şu ara siyasi bir kitap aslında siyasi değilde anılar tarzı, emniyet müdürü hanefi avcı nın meşhur haliçte yaşayan simonlar var, sıkıcı bir kitap ama yazılanları okurken nutkum durdu, nasıl bir ülkede yaşıyoruz nereye gidiyoruz dedirtti ve yarınlara daha umutsuz bakıyorum artık. adamlar kendilerinden olmayana yaşama hakkı tanımayacaklar demek ki, adamlar dediğim cemaat. korktum, resmen korktum.

oradan 12 eylül, 12 eylülden kenan evren, oradan azizi nesinin, " iğdişlenmiş insanlar ülkesinde taşaklı kalan tek adam hikayesi" geldi. gençken okuduğum bir kitabın içindeydi, baktım da şöyle, bir arpa boyu yol gitmemişiz.

bence de nah kalkınırız!


kitabın tanıtım yazısı


"Bilindiği üzere her ülkede azçok birbirine benzer yiğitlik ölçekleri vardır. Kimi ülkede örnğin pazu gücü yiğitliğin göstergesidir. Sağlam yapılı insanlar yiğit sayılır. Kimi ülkede yiğitlik boyla bosla, pazu gücüyle değil, yüreklilikle ölçülür; gözünü budaktan sakınmayanlar yiğit sayılır. Kimi ülkede sözünü sakınmayanlar yiğit sayılır. Kimi ülkede sözünü sakınmayanlar, eğriye eğri doğruya doğru konuşanlar yiğittirler. Kimi ülkede...

Ülkelerden birindeyiğitliğin ölçüsü taşaktı. Yiğitlik orda taşakla ölçülürdü. Böyle olunca o ülkede kadınlardan yiğit çıkmaz sanıılırsa da, arada yiğit, hatta çok yiğit kadınlar da çıkar, böylelerinin taşakları olmasa bile, bunlara simgesel olarak "taşaklı kadın" denilir, bunlardan kimileri de "Amma taşaklı kadın!" diye övülürdü.

Erkeklerden yiğit olanlara "taşaklı adam" denilirdi ve adamların yiğitlikleri taşaklarının ağırlığına ve büyüklüğüne göreölçülürdü. En üstün yiğitlik gösterenlere "taşağı altı okka" denilirdi. O ülkede taşağı altı okka olmak, başka ülkelerdeki "halk kahramanı" ya da "devlet sanatçısı" yada "ulusal kahraman" olmak gibi bişeydi....."



iğdiş, kısırlaştırmak, testislerini almak, 12 eylülde tüm erkekleri iğdiş ettiler taşakları olan tek bir adam kaldı, aziz nesin de onu anlatmış, bence okuyun. 

7 Eylül 2010 Salı

kitap - yılmaz odabaşı - sakla yamalarını kalbim

ne gül
ne yarın!

gül,
küle karılmış günlerin tortusunda
yarın,
vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda

sakla yamalarını kalbim...

insanlar büyüdükçe günler kısalırlar
günlerimiz gibi aşklarımız da
yittikleri duraklarda kalırlar

sakla yamalarını kalbim...

kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla
yürü, arkana bakma, ama umursa


b a z e n  a n ı l a r a  e n  ç o k  y a k ı ş a n  e l b i s e
b i r k a ç  d a m l a  g ö z y a ş ı d ı r  u n u t m a...


bu kitapla ve yılmaz odabaşıyla tanışmam ilginç ve tamamen tesadüf oldu, acil bir işi halletmek için koştururken ALKIM kitap evinin önünde buldum kendimi, kapının önüne kitap yığınları yapmışlar, kendi yayınları olan kitaplar 1 lira, şaka gibi. ben işi gücü unutup daldım içeri, bir kucak kitap aldım aceleyle, birisi bu, incecik bir şiir kitabı.

epey arşivde durdu öyle, hiç şiir okuyasım yok, ta ki kitapsız kaldığım bir güne kadar, sıkkındım, umutsuzdum, yaralanmıştım, tam da kitabıdır dedim, okumaya bir başladım....

tam benim kafadan şair, ben nasıl yazmak istiyorsam o öyle yazmış.

şimdi ne zaman fırsat bulsam diğer kitaplardan, bir kaç gün kitap almam bunu yeniden okurum, her okuduğumda isyanıma  pasta cila çeker parlatırım. 

3 Eylül 2010 Cuma

roman - yalancı tanıklar kahvesi - vedat türkali

"Vedat Türkali, 5 yıl aradan sonra yazdığı bu romanında Türkiye'nin 70'li yıllarına ayna tutuyor. Üniversiteli, sol görüşlü bir gencin gözünden Türk siyasi tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birinin geniş bir panoramasını çizerken, barınamadığı bir toplum içinde yolunu çizemeyen Muhsin'in tutkulu aşkını da zor günlerin öyküsüne katıyor. Kökleri o yıllara dayanan ve ağırlığını günümüzde çokça hissettiren toplumsal ve siyasal gelişmeler, sağ-sol çatışmaları, toplumsal güç olarak din ve sendikalaşmalar gibi konuların ve olayların sağlam bir fon oluşturduğu roman, 12 Eylül Darbesi'ne doğru giderken, kahramanlarının hayatları üzerinden farklı bir bakış açısı getiriyor. 'Doğru söylemiyordu. Sözünü etmişti ya, ev mev aramamıştı. İçinden gelmiyordu aramak. Daracık çatı katında onu bırakmayan bir şey vardı sanki! Reyhan'la bölüştüğü mutlulukların o dağınık odaya sinmiş anıları mıydı? Olabilirdi, niye olmasındı!.. Devrimcilik savıyla diretmişti Reyhan'a! Devrimcilik adına ne yapıyordu peki? Hiç! Gizli örgüt bağı yoktu. Olmasını istememişlerdi… Kanlı olaylar, aylar boyu, beklentilerin de ötesinde, çeşitli illerde öylesine sıralanmaya başlamıştı ki, bu sağlıksız ortamda tek başına, neyi, nasıl düşünüp nasıl davranacağını bilmek başlı başına sorundu. Yapanı bilinmeyen tek kişilik cinayetlerle topluca saldırılar iyice sarıyordu ülkeyi.'" kitapgetir.com

Vedat Türkali benim en çok sevdiğim yazardır, her romanı birbirinden mükemmel. bu romanını da okuduğumda çok sevmiştim. bir aşk hikayesi, biraz kırık bir aşk hikayesi, yıl ülkede siyasetin yozlaştığı, devrim düşünenlerin çok kötü cezalandırıldığı yıllar, hiç bir kalıba sığamayan bir genç ve umutsuz aşkı üstüne olağan üstü bir roman.


30 Ağustos 2010 Pazartesi

kitap - fazıl say- yalnızlık kederi


"Dünyanın dört bir yanında yüzlerce konser veren, sayısız ödül kazanan, eğitmenlik yapan Fazıl Say, yaşayan en ünlü piyanistlerden biri. Mozart, Beethoven, Haydn, Bach, Stravinsky gibi bestecilerin eserlerini yorumladığı sıra dışı performansları bir yana, yaşadığı toprakların müziğinden ve kültüründen esinlendiği oratoryoları ve konçertolarıyla da dünya klasik müzik repertuarında yer edinmiş bir dünya sanatçısı Say.

Ancak piyanistliği ve besteciliği kadar düşünceleriyle de gündemde o.

İlgilendiği konularsa epey çeşitli: Kimi zaman Darwin sansürü, kimi zaman yerel seçimler, kimi zaman haksızlığa uğrayan ülke aydınları ve sanatçıları, kimi zamansa kalbindeki gizli köşe…

Yalnızlık Kederi, “halkımı klasik müzikle tanıştırmak zorundayım” diyen Fazıl Say’ın yazdıklarını bir araya getiriyor. Müziğe, politikaya, yarınlara, sanatçı olmaya, hayata dair satırlarını…"

CNN Turk'te Cüneyt Özdemir'in programında Fazıl Say'ı dinlediğim zaman anladım ki o muhteşem bir sanatçı, sosyal sorumluluğundan kaçmayan bir savaşçı, o kılıcını saklamaya gerek görmeyen bir aydın, o fikirleriyle yaşadığı döneme ışık tutmaya adanmış bir ömrün sahibi, ama onunda bir sabrı var, normal insandan çok daha büyük bir kütle de olsa sabrı var ve taşmak üzere, kendini ne kadar yalnız hissettirmişiz ona, ne kadar itmişiz kenara, neymiş efendim dili sivri, arabeskten nefret edip sırf çıkarı için seviyormuş gibi görünene "yavşak" dedi, televizyonları striptiz kulüplerine çevirenlere küfür etti diye, okullardan müzik dersi kaldırılmasın dedi diye, AKP yi eleştirdi diye, sizin benim hakkımı savunup, eğitim almamız , kasıtlı olarak bunun engellendiğini, kendisi cahil adamların müziğiyle kandırıldığımız, daha bilinçli olmamız gerektiğini söylediği için.

Cüneyt Özdemir kimin adamı bilmiyorum ama savunduklarına inanamadım, bu ülkede şehitler, açlık, cahillik, eğitimsizlik ve bilimum melanet kaderimiz ona göre ve değişmez bu kader.

Sanki Fazıl Say istediği her hangi bir ülkede yaşayamaz, buradakinden çok daha fazla değer verilmezmiş gibi, onu anlamaya çalışmak yerine hepimiz saldıralım, toprağa gömüp recm edelim.

Yarın ilk iş yalnızlığını anlattığı bu kitabı alıp büyük bir zevkle okuyacağım. Size de tavsiye ederim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...