27 Haziran 2012 Çarşamba

müzik iyeoka simply falling


sağdaki ruhun gıdası listesine uzun zamandır şarkı eklememiştim, cause beni çekecek yeni şarkı dinlememiştim. işte bu şarkı beni çekti, öptü bıraktı...
listeden sağ tık farklı kaydet deyip indiredebilirsiniz..
iyeoka simply falling

8 Haziran 2012 Cuma

kabak borani




yazarken ben de tuhaf oldum ama cidden yemek yaptım. yok canım makarna değil, ben hayatta küçük oynamam :) olay şeyle gelişti ( yanlış yazmadım şöyleye şeyle demek hoşuma gidiyor) bundan aylar önce zap yaparken CNN Turk te yemek programına denk geldim, sonradan Arda olduğunu öğrendiğim sevimli bir genç arkadaş yemek tarif ediyor. ilgimi çekti, izledim, kolaydı lan, valla ben de yapardım. Issız adamdan sonra havuçlu kek için yanıp tutuştum ama bir türlü fırsat olmadı, ya da kime yapacaktım ki? bu sefer azimliydim ama, kabak borani yapacaktım.

aylardır çalıştım, defalarca videosunu izledim, elim alışsın diye bir kaç kez yımırta falan pişirdim hafta sonu malzememi aldım ve ilham bekledim. dün öğlen geldi ( ilham) akşam biraz erken çıktım ve heyecanla eve koşturdum....

Ve baba mutfakta

birazdan videosunu seyredeceğinizyemeği yapmak üzere mutfağa girdiğimde yeminle ellerim titriyordu. sakinleştim, malzememi tezgahın üstüne dizdim, sanatçı titizliğiyle yemeği yapmaya başladım. kabak bana ben kabağa alıştık zamanla, nohut bir ara ağladı hatta. doğradığım malzemelerimi bir güzel kaplara alıp hazır ettim, etimi haşladım, kabağımı doğradım, soğanı kavurdum, kabağımı kattım.... hatta tencere kaynarken tahta kaşığı sapına koyma tribi bile yaptım.


sonuç

yoğurt kesilmese iyiydi ya :)) kıçımı yırrtıysam da, tarife sadık kaldıoysam da kesildi namussuz yoğurt, yemeğin içinde pütür pütür kaldı, ev ahalisi beni üzmemek için yedi ( gerçi cidden tadı nefisti) fekat ben beğenmedim, tad eyvallahta görüntü dağınık oldu biraz.


kabak boranini elimden kutuluşu yok ama fotoğraftaki güzellikte yapacağım bir gün, ben yemek işini sevdim hocam, değişik tariflerle tekrar denemek ve görüşmek üzere.

18 Mayıs 2012 Cuma

tefrika roman yarışması



şans mıdır, kader mi, tam ben roman yazmaya çalışırken bu yarışma çıktı karşıma. para ödülü yok ama idare edecez artık, kazananın romanını yayınlıyorlar. Mantıklı geldi, katıldım. Arkası yarın tadında yayınlanmaya başladı kitabımız.

THE CHAT Benim romanın adı, ismini tıklatınca yarışmanın yapıldığı siteye bağlanabilirsiniz. İçinizde belki katılmak isteyen de olur. ( görüyorsun bence iyi niyetli, toplumca salak kişiliğimi, kendime illa rakip çıkartcam ) diğer tefrikalara baktım, bir kaç tanesine amatör demeye dilim varmadı, bence şansım az ama yok değil. surviver de SMS e çıkan adam tribi yapıyom, kalmam gerekiyors kalırım, gitmem gerekiyorsa giderim, hayırlısı olsun diye düşünüyorum.

haber vereyim dedim, iş işten geçince, "aaaaaaaa, neden haber vermedin, destek olurduk yalancılığını yapmasın kimse. aha yarışma aha link.

Not: beğendiğiniz romanın altına beğeninizi yazarak oy kullanabilirsiniz

24 Ocak 2012 Salı

bir kaç film bir kitap

uzun zaman sonra tam istediğim gibi bir hafta sonu geçirdim, yok öyle çılgın partiler falan değil, evden dışarı adımımı atmadım. bol film izledim, bol bol okudum, tv den uzak durdum ve internetim kesikti. camdan dışarı her baktığımda lapa lapa yağan karı gördüm. güzeldi valla.

filmler :

1- süper 8 - daha izleyememiştim ve merak ediyordum. güzel bir bilim kurgu filmi olmuş, biraz gurbet hasret adama neler yaptırır mesajı falan var, izlemeye değer. ufak bi eleştiri, sonuna az daha zaman harcansaymış fena olmazmış hani










2- kaçış planı - russell crowe severim ben, bunu da izleyememiştim. çok beğendim, çok büyük heyecan yaşayarak, sıra dışı bir maceranın içinde buldum kendimi. izlemek lazım derim.










3- patrondan kurtulma sanatı - pazartesiş pazartesi halen gülüp duruyorsam, az da olsa bi enerjim varsa birazını bu filme borçluyum. çocuklarınızla seyredemezsiniz ama izlerseniz çok gülersiniz. adamlar manyak aaabi dedirtecek cinsten.










kitap :

psikopat - keith ablow ; malum ben seri cinayet seviyorum, bir de kendim yazacağımdan ötürü ( bu nasıl kelime baba yaaa) tamamen bu tarz kitaplara takmış durumdayım. söylemem gerekir ki bu kitap diğerlerinden içerik olarak biraz farlı, çok fazla teknik terim ve sayfa altı açıklamalarıyla psikoloji meraklılarına iyi gelebilir. hayatımın kitabı değil tabi ki ama güzel.













işte böyle bir hafta sonundan sonra geldim koltuğumda oturuyorum, siz beni beğenin diye blog yazıyorum, O'nu özlüyorum ve hiiiç çalışasım yok. nasıl olacaksa, dur bakalım, belki çalışma ilhamı perisi de vardır ha?

film - babamın penguenleri


televizyonun esaretinden kurtuluyorum yavaş yavaş, flash diskten film seyredebiliyorum ya artık deyme keyfime. haberlerden sonra türk milleti için afyon vakti, benim için sinema vakti oldu. dün de aynen öyle yaptım, haberleri seyrettim, tribe soktum kendimi peşinden tv mizin kumandasından home, video, usb, babam?n penguenler? ( tüm elektronik aletler halen Türkçe düşmanı ) yönergelerini takip ederek prangalarımdan kurtuldum. hapishanenin duvarlarından atlarken de çocuklarımı da aldım yanıma. bazı filmler vardır çocuklarınla izleyemezsin, bazı filmler de vardır çocuklarınla izleyemezsin ( düşün bak aynı şey değil ) bu film çocuklarınla izleyebileceğin, hatta izlemen gereken bir film. çok eğlendirici ama çok eğlendirici, pozitif elektrik verici ( peh). 

şiddeti tavsiye etmem ama bu filmi ailecek şiddetle tavsiye ederim.

dip not : ( demek ki yazının dibi geldi ) cips filmin düşmanı, kesinlikle duyamıyorsun ( evet ben yeni öğrendim)

23 Ocak 2012 Pazartesi

toptan tavsiye

uzun zaman sonra tam istediğim gibi bir hafta sonu geçirdim, yok öyle çılgın partiler falan değil, evden dışarı adımımı atmadım. bol film izledim, bol bol okudum, tv den uzak durdum ve internetim kesikti. camdan dışarı her baktığımda lapa lapa yağan karı gördüm. güzeldi valla.

filmler :

1- süper 8 - daha izleyememiştim ve merak ediyordum. güzel bir bilim kurgu filmi olmuş, biraz gurbet hasret adama neler yaptırır mesajı falan var, izlemeye değer. ufak bi eleştiri, sonuna az daha zaman harcansaymış fena olmazmış hani










2- kaçış planı - russell crowe severim ben, bunu da izleyememiştim. çok beğendim, çok büyük heyecan yaşayarak, sıra dışı bir maceranın içinde buldum kendimi. izlemek lazım derim.










3- patrondan kurtulma sanatı - pazartesiş pazartesi halen gülüp duruyorsam, az da olsa bi enerjim varsa birazını bu filme borçluyum. çocuklarınızla seyredemezsiniz ama izlerseniz çok gülersiniz. adamlar manyak aaabi dedirtecek cinsten.










kitap :

psikopat - keith ablow ; malum ben seri cinayet seviyorum, bir de kendim yazacağımdan ötürü ( bu nasıl kelime baba yaaa) tamamen bu tarz kitaplara takmış durumdayım. söylemem gerekir ki bu kitap diğerlerinden içerik olarak biraz farlı, çok fazla teknik terim ve sayfa altı açıklamalarıyla psikoloji meraklılarına iyi gelebilir. hayatımın kitabı değil tabi ki ama güzel.













işte böyle bir hafta sonundan sonra geldim koltuğumda oturuyorum, siz beni beğenin diye blog yazıyorum, O'nu özlüyorum ve hiiiç çalışasım yok. nasıl olacaksa, dur bakalım, belki çalışma ilhamı perisi de vardır ha?

film - patrondan kurtulma sanatı

oldukça ilginç hikayesi ve süper oyuncu kadrosuyla süperrrrr bir komedi filmi. ben fazla anlatmayayım indirip seyredin


22 Aralık 2011 Perşembe

kitap - inci aral - şarkını söylediğin zaman


bu aralar bunu okuyorum, dost tavsiyesiyle aldım. dün gece başladım ve çok beğendim. dönem romanı, konusu tabi ki aşk. tam benim tarzım. Vedat Türkali nin bir gün tek başınası ve Zülfü Livaneli nin serenadı tadı ve tarzında bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

hani dizisi olsa hepiniz yayınlandığı günü iple çekersiniz, bence dizisi kitabının tadını vermez ama. müthiş anlatım, içinizi titretecek bir hikaye. şiddetle tavsiye olunur.

30 Kasım 2011 Çarşamba

müzik - korn - coming undone


bir kez yabancı bir video kanalında dinlemiştim, ne söyleyeni yakalayabildim ne de şarkının adını. tam 2 yıldır ara ara aklıma gelir ama bulamam. sabah alakasız başka bir şey yaparken karşıma çıktı. siz benim kadar uğraşmayın diye video ve mp3 burada. mp 3 ü sağ tıklayıp farklı kaydet derseniz basitçe indirebilirsiniz. 



11 Kasım 2011 Cuma

kitap - tutunamayanlar - oğuz atay

  1. oguz atay'ın aşmış yapıtı... kutsal kitap... başucu eseri... günseli ve selim isik'a bir arada ve ayrı ayrı aşık oluyor insan... günselim kavramını çıkartıyor ortaya... insan içindeki disconnectus erectusu çıkartıyor ortaya...
    (abani, 06.08.1999 ~ 17.05.2004 18:38)
  2. turkçe'de yazilmiş en iyi romanlardan biri. ama etrafta "biz kaybedeniz abi", "hepimiz disconnectus erectuslardan geliyoruz" vb. diyerek dolaşan ve paçalarindan samimiyetsizlik akan insanlar görmek iyi hisler uyandirmiyor adamda, o da baska bir mesele..
    (dispossed, 06.08.1999 ~ 21.12.2004 23:21)
  3. hayatın içeriğine ve biçimine katlanamayan...
    (catharsis, 19.06.2000 23:40)
  4. oguz atayın 1971 tarihli ılk romanı
    1970yılında trt roman odulunu kazanmıshtır.
    (arcadia, 10.02.2001 23:10)
     #317077 paylaş   şikayet et 

  5. momentlerin kaldirilmasi uzerine olan kismi muhendis olarak acaip sevdigim kitap.
    (r12, 10.02.2001 23:16)
  6. (bkz: denemeyenler)
    (dementia, 10.02.2001 23:36)
  7. inanılmaz bir kitap. söylicek o kadar çok şey varki hiç bişey yok.
    (6 45, 15.02.2001 22:39)
  8. " hayatım hayatımın romanı olsun" o. atay (tutunamayanlar)

    selim işık... turgut özben... oğuz atay
    ben bu adamlar adına ağaç diktim ! bu kitap beynini bulandırıyor insanın ya da beyni bulanmışlar anlayabiliyor oğuz atay'ı ve anlattığı intihar hikayesi görünümündeki "tutunamamazlık" yazgısnı...

    disconnectus erectus: ben
ekşi sözlükçülerin yorumları bunlar, üzerine benim katabileceklerim,

bir kere kitap ağır bir psikolojik roman, adıyla müsemma, tutunamayanların kitabı, dolayısıyla sizin öznelinize göre kitabın tadı değişiyor, zaman zaman temposu düşen, zaman zaman şaşırtıcı tespitlerle su gibi akan bu kitap, gerçek okuyucuya hayatında köklü değişiklikler yaptırtacak kadar hayatın içinden,

yok ben polisiye okurken iyiyim danke diyorsanız, bence de uzak durun. kitap okuyayım derken bunalıma girme riskiniz var.


22 Ekim 2011 Cumartesi

kitap - puslu kıtalar atlası - İhsan Oktay Anar


polisiye polisiye nereye kadar di mi? şöyle bi tarz değiştireyim zihnim açılsın diyorsan okumaya değer bir roman, durmadan ekşın, bir arkadaşım bu kitabı karayip korsanlarına benzetmişti, yerinde bir benzetme, o kadar heyecanlı ve tarihsel bir macera. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...